Bipolar Bozukluk

Bipolar Bozukluk Nedir?

  Bipolar Bozukluk eski ismiyle manik depresif hastalık, Türkçe’ de iki uçlu ya da iki kutuplu bozukluk olarak bilinen bir duygudurum bozukluğudur.

Bipolar bozukluk tanısı alan kişi yaşamı boyunca mani, depresyon, hipomani ve karma dönem gibi çeşitli hastalık dönemleri geçirir. Bu hastalık dönemlerinden sadece depresyon ortaya çıktığında bipolar bozukluk tanısı konulamaz. Kişi en az 1 mani yada karma dönem geçirmişse, DSM-IV TR tanı ölçütlerine göre Bipolar bozukluk tip 1, bir depresyon ve hipomani geçirmişse Bipolar tip 2 bozukluk tanısı alır. Sadece tekrarlayan depresyonlar geçiren kişilere ise Unipolar depresyon (tek uçlu bozukluk) tanısı konur. Duygudurum bozuklukları; Bipolar bozukluk, siklotimi, Majör depresyon ve distimik bozukluğu kapsar.

  Duygudurum; kişinin yaygın ve sürekli olarak, belli bir zaman diliminde (genellikle bir kaç hafta boyunca)  kendisini hissettiği baskın duygu halidir. Depresyonda kişinin duygudurumu çökkündür (mutsuz, elemli), mani döneminde ise yükselmiştir (aşırı neşeli, aşırı mutlu).

Bipolar Bozukluk kaç yaşlarında başlar, ne sıklıkta görülür?

  Bipolar bozukluk, her yaşta başlama olasılığına rağmen, sıklıkla genç erişkinlikte 15-35 yaş arasında ortaya çıkar. Ortalama başlangıç yaşı erkeklerde 18, kadınlarda 20 yaş civarındadır. Bipolar kişilerin yarısı ilk bipolar hastalık dönemini 20 yaşından önce yaşar.  Çocukluk ve ileri yaşta başlaması daha seyrektir. Ailesinde bipolar bozukluk tanısı olan kişilerde bipolar bozukluk daha erken yaşta başlar.

  Toplumda yaşam boyu görülme sıklığı yaklaşık %1-2 oranındadır. Yani bu oran kabaca ülkemizde 750.000 civarında bipolar kişi olabileceği anlamına gelmektedir. Bipolar bozukluğun sadece kendisinde ya da nadir görüldüğünü düşünen kişiler için bu rakam çok şaşırtıcıdır. Görüldüğü gibi bipolar bozukluk hiç te nadir görülen bir durum değildir. Bipolar bozukluğa benzer özellikler gösteren fakat Bipolar bozukluk I , II ya da siklotimi alt tipine tam olarak uymayan diğer alt tipleri de kapsayan tüm bipolar yelpazedeki benzer bozuklar ise %2.6 ile %7.8 arasında  görülür. Dünyada dağılımı ile ilgili ırklar, dinler ve coğrafi bölgeler arasında fark olmadığı bildirilmiştir.

Kadınlar ve erkek cinsiyet  arasında fark var mıdır?

  Tek uçlu depresyon kadınlarda iki kat daha sık görülmesine rağmen, Bipolar bozukluk  kadın ve erkekte eşit oranda görülür. Bipolar bozukluğun alt tiplerine bakıldığında ise, bipolar II bozukluk, depresyon ağırlıklı giden tipler kadınlarda daha sık, mani ağırlıklı alt tip ise erkeklerde daha sık olma eğilimindedir. Hızlı döngülü diye adlandırılan yılda dörtten fazla bipolar bozukluk dönemi geçiren tip ise kadınlarda daha sıktır.

Bipolar Bozukluğun çeşitleri nelerdir ?

  Bipolar bozukluğun en sık görülen 4 alt tipi şöyledir;

  1. Bipolar I bozukluk: Mani dönemi ya da karma dönemden biri mutlaka olmalı, depresyon dönemi ve hipomani döneminin de görülebildiği alt tip. Bipolar I bozukluk tanısı koymak için mani ya da karma dönemden birinin olması şarttır. Bipolar I bozukluk, diğer alt tiplerden daha şiddetli olup hastanede  yatarak tedavi gerektirebilir.
  2. Bipolar II bozukluk: Hipomani ve depresyonların görüldüğü alt tip
  3. Siklotimi: 2 yıl boyunca sürekli hafif şiddette depresyon (majör depresyon şiddetinde değildir) ve hipomanilerin birbiri arkasına görüldüğü, 2 aydan daha uzun süre iyilik halinin olmadığı alt tip. Kronik (süreğen) seyretmesi nedeniyle borderline kişilik bozukluğu ile karışabilir.
  4. Yukarıdaki altiplerin herhangi birine uymayan çeşit. Bunu DSM-IV,

Başka Türlü Adlandırılamayan Bipolar bozukluk” diye adlandırmıştır.

Bipolar Bozukluğun tanısı nasıl konur?

DSM-IV kriterlerine göre mani, karma dönem ya da hipomani tanılarından birinin net olarak konduğu bir dönem olmalıdır. Depresyon dönemi öyküsü olabilir ama bipolar I bozukluk tanısı için depresyon tanısı şart değildir. Belirtilerin şiddeti, ne kadar zamandır olduğu ve geçmiş hastalık dönemlerinin varlığı da tanı koyarken mutlaka bilinmelidir. O dönemde depresyonun varlığı , geçmiş mani, karma ya da hipomani dönemlerinin net olmaması bipolar bozukluk tanısı konmasını zorlaştırır. Geçmiş mani, karma, hipomani dönemleri net değilse, tanının tek uçlu depresyon da olması da mümkün olabilir.

O dönem depresyon ise ve geçmiş dönemler net değilse, ailede bipolar bozukluk olup olmadığı bipolar bozukluk tanısı için bir miktar daha fikir verebilir. En kesin tanı , bipolar kişinin mani, karma ya da hipomani döneminin akut hastalık döneminde hekim tarafından tanısının konması ile olur. Yine de buna rağmen bazen hastalık dönemi tanısı net olarak konamayabilir ve başka psikiyatrik bozukluklar ile karışabilir. Bu gibi durumda zaman içinde düzenli hekim kontrolleri ile tanı netleştirilir. Bilgi kaybı olmaması açısından, daha çok bu alanda çalışan aynı hekim tarafından izlenmek daha faydalıdır.

Bipolar Bozukluk tanısı için kullanılan testler var mıdır?

Bipolar bozuklukta tanı; psikiyatrik muayene ve geçmiş bilgilerin doğru biçimde toplanması ile konur. Bu psikiyatrik muayene; çoğu kez birden fazla seferde tamamlanan ayrıntılı geçmiş öykü, hastalığın başlangıcı, seyri, çocukluk, ergenlik yıllarının incelenmesi, okul, iş ve duygusal yaşantının sorgulandığı, yakın aile bireyleri ile görüşme ile yapılmalıdır. Tanı konulması için psikolojik test, beyin görüntüleme filmleri (MR, Tomografi), ya da EEG (elektroensafalografi) gibi işlemlerin yararı yoktur. Ancak nadir bazı durumlarda tanının bipolar bozukluk dışında nörolojik bir hastalık gibi başka tıbbi bir nedenle karışabileceği durumları ayırt etmek için bu testler kullanılır.  Genellikle tiroid işlevleri ve bazı kan testleri de tanı ve tedavi aşamasında mutlaka kontrol edilir. Çünkü tiroid bezinin az ya da çok çalıştığı durumlar, aşırı kansızlık yada endokrinolojik bozukluklar da depresyon ya da mani benzeri tablo yaratabilir. Ya da tedavi sırasında bazı ilaçların etkisiyle değişiklik olabilir.

Tanı konmasında yararlı başka psikolojik test de yoktur.

Bipolar bozukluk için risk faktörleri nelerdir?

En büyük risk faktörü ailede Bipolar bozukluk olmasıdır. Genetik etkiler oldukça önemli. Yine de ailesinde Bipolar bozukluk olmayan kişilerde de hastalık ortaya çıkabilir. Uyarıcı maddelerin (marihuana, kokain, amfetamin, efedrin gibi), aşırı kahve, enerji içecekleri kullanılması da risk faktörüdür. Yoğun stres, uykusuzluk yine hastalık dönemlerini başlatabilir. Çocukluk çağında dikkat eksikliği ve hiperaktivitesi olanlar da da risk daha yüksektir.

Bipolar bozukluk neden olur?

  Bipolar bozukluğun nedenine dair uzun yıllardır yapılan araştırma sonuçları, bu bozukluğa ailenin bazı bireylerinde sessiz kalıp bazı bireylerinde bipolar bozukluğu ortaya çıkaran genetik bir yatkınlığın neden olduğunu göstermiştir.  Bu yatkınlığın düşünce, davranışlar ve duyguları düzenleyen beynin frontal korteks, limbik sistem bölgelerinde dopamin, noradrenalin, serotonin ve glutamat isimli ileti sisteminde görev alan monaaminlerin çalışmasında değişiklik yaratır.

Bipolar bozukluk nasıl başlar ve nasıl seyreder?

Genellikle 20li yaşlarda başlayan bipolar bozukluk dönemleri, depresyon dönemi ile başlama eğilimindedir. Depresyon ile başlama tanının bipolar bozukluk olarak konmasını çok zorlaştırır. Bipolar bozukluk yüksek oranda yineleyicidir; bipolar kişilerin %10’dan daha azı sadece tek bir hastalık dönemi geçirir. Yaşam boyu ortalama hastalık dönemi sayısı kişiden kişiye değişmekle onlu sayılarda olduğu bildirilmiştir.

Amerikada bipolar kişilerde yapılan bir araştırmada ilk hastalık belirtilerinin, bipolar kişilerin %33’ünde 15 yaşından önce başladığı, %27 ‘sinde 15-19 yaş arasında, %39’unda 20 yaşından sonra başladığı bildirilmiştir (Hirschfeld RM Lewis L. 2003).

Bipolar bozukluk erken yaşta başladığında, ilk yıllarda hastalık dönemlerinin arası uzun olabilir. Daha ileri yaşlarda başladığında ise, hastalık dönemi araları daha kısa olabilir. Geçirilen her hastalık dönemi, bir sonraki hastalık dönemi geçirme riskini arttırır. Eşlik eden diğer psikiyatrik sorunların varlığı (alkol madde kullanımı, panik bozukluğu, yeme bozukluğu gibi…), ara dönemde tam iyileşmeme ya da kırıntı belirtilerin varlığı da yeni hastalık dönemleri için risk faktörleridir.

Yapılan araştırmalara bipolar hastalık dönemlerinin tekrarlama riski 10 yıllık izlemde bipolar I için 2.5 kez, bipolar II de 4 kez bulunmuş. Bu rakamlar ortalamadır, bazı kişilerde daha az, bazı kişilerde çok daha fazladır. Bir başka araştırmada ise, 27 yıl boyunca takip edilen bipolar kişilerde, yılda 0.4 kez yineleme riski saptanmış ve bu riskin yaşam boyu sürdüğü anlaşılmış. Bipolar II de, bipolar I bozukluğa göre yineleme riski biraz daha yüksek olarak bulunmuş.

Bipolar Bozukluk kimlerde daha iyi seyreder?

Depresyon dönemlerinin mani dönemlerinden daha az olduğu bipolar kişiler, bipolar kişi ve ailesinin tedavi uyumunun iyi olması, tedaviye aktif katılımın olması, uzun iyilik dönemlerinin olması, aile, iş, sosyal etkinlik alanlarının destekleyici olması, ailede düşük duygu dışa vurumu olması hastalık seyrini olumlu etkileyen faktörlerdir.

Bipolar Bozukluk ve intihar:

Bipolar kişilerin yaşam boyu %50’sinin intihar girişiminde bulunduğu,  %15’inin de intihar nedeniyle öldüğü bilinmektedir. Bu rakam oldukça karamsarlık yaratmasına rağmen, tedavi ile intihar oranlarının düştüğü, özellikle lityum kullanımının intihar oranını azalttığı bilimsel olarak uzun zaman önce kanıtlanmıştır. İntihar girişimleri sadece depresyon döneminde olmaz; karma dönem ve daha az olmakla birlikte mani döneminde de olabilir.

Bipolar bozuklukta hastalık dönemleri arasında tamamen iyileşme olur mu?

Klasik bilgilerimiz, bipolar kişilerin önemli bir kısmının hastalık dönemleri arasında tama yakın iyileştiği şeklinde idi. Fakat son yıllarda yapılan araştırmalar ve işlevsellik (functionality) ve yeti yitimi (disability) kavramlarının öne çıkması ara dönemlerde bazı bipolar kişilerde önemli olabilecek bazı sorunlar olduğunu göstermektedir. Bu sorunlar özellikle kişilerarası ilişkilerde ve mesleki alanda belirgin olmaktadır. Majör depresyon ve bipolar bozukluk karşılaştırıldığında, bipolar kişilerin yıllık işgücü kaybının, depresif kişilere göre çok daha fazla olduğu saptanmıştır. Kalıntı depresif belirtiler bipolar bozuklukta ara dönemlerde en çok işlev kaybı yaratan etkenlerdir.

Bipolar II bozukluk daha hafif bir bozukluk mu?

  Bipolar II bozukluk, bipolar I’e göre, mani dönemi, karma dönem olmaması, psikotik belirti(hezeyan, halüsinasyon gibi) olmaması ve daha az hastane yatışı gerektirdiği için daha hafif şiddette bir bozukluk gibi görülebilir. Ancak uzun süreli izlemde bipolar II bozuklukta  hastalık belirtileriyle geçen toplam süre bipolar I’e göre daha uzun, hastalık dönemi sayısı daha fazla, dönemler daha uzun ve kronik, depresyonlar daha şiddetli, intihar davranışı daha fazla, psikiyatrik ek tanı daha fazla ve işlevsellikte bozulma benzerdir. Yani bipolar I’ deki maniler bipolar II’deki hipomanilerden daha şiddetli olmasına rağmen, bipolar II bozukluk yukarıdaki nedenlerden ötürü daha hafif şiddette değildir. Özellikle bipolar II’de depresyon dönemleri oldukça uzundur ve bu durum tanı koymayı güçleştirebilir. Çünkü bu hastaların %40’ının tek uçlu depresyon gibi yanlış tanı aldığı bir araştırma da saptanmıştır. Bipolar II bozukluğu olan kişilerin, doktora başvurma oranı da daha az olabilir, çünkü içinde bulundukları durumun tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu fark edemeyebilirler. Şiddetli manilerin olmaması ve bunun aile ve çevredeki diğer insanlar tarafından fark edilememesi de  doğru tanı ve tedaviye ulaşmaya engeldir. Bipolar II bozuklukta, doğru tanı ve tedaviyi alma oranı bipolar I bozukluğa göre  daha azdır. Oysaki bipolar II bozukluk, yaşam kalitesi, iş gücü kaybı ve intihar oranı açısından bipolar I bozukluk kadar olumsuz etkiler taşır.

Mani ve hipomani birbirinden nasıl ayrılır?

Her iki hastalık döneminin sınırları bazı durumlarda çok net olmasa da hipomani de psikotik belirtinin olmaması, hastane yatışı gerektirmemesi, kişinin yaşamı ve işlevselliğini mani kadar bozmadığı daha hafif şiddette bir durumdur. DSM-IV mani için belirtilerle geçen süre için en az 7 gün, hipomani için 4 gün koşulunu koymuştur.

Bipolar I ve II bozukluk birbirinden nasıl ayrılır?

 Bipolar I bozuklukta en az bir mani ya da karma dönem olması koşuldur, buna ilave depresif dönemler olur. Mani ya da karma dönemler, hızla başlar, gürültülüdür, hastane yatışı genellikle gereklidir. Hastalık dönemlerinde psikotik belirtiler (halüsünasyonlar ve hezeyanlar) hastaların yarısında görülür.

 Bipolar II bozuklukta ise uzun tekrarlayan depresyonlar ve mutlaka en az bir hipomani bulunur. Mani ve karma dönem bulunmaz. Hipomaniler her zaman dikkat çekmeyebilir. Depresif dönemlerin şiddetli olması, uzunluğu bu hastalarda, Bipolar bozukluk tanısının atlanarak yanlışlıkla Majör Depresyon tanısı konmasına neden olur.

Bipolar Bozuklukla sık karışan diğer psikiyatrik bozukluklar nelerdir? Nasıl ayırt edilirler?

 

Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu:

Çocukluk çağında aşırı hareketlilik, yaramazlık, dikkati sürdürememe gibi belirtilerle başlayan bu bozukluk, ergenlik yaşlarında hafifleyebilir ve erişkinlerin önemli bir kısmında dikkat eksikliği hafif derecede seyreder. Okul başarısının iyi olmaması, sorunlu ergenlik geçirme dikkat eksikliğinin başlıca sonuçlarıdır. Oysa bipolar bozukluk ergenlik ya da erişkinlikte başlar ve yaşam boyu sürer. Tedavi edilmediğinde hastane yatışları, ağır depresyonlar, intihar girişimleri ve belirgin yeti yitimine neden olur. Bipolar bozukluk ile ortak belirtileri, dikkati odaklama sorunu, impulsivite denen ani, kontrolsüz dürtüsel davranışlar ve hiperaktivitedir. Oysa bipolar bozuklukta görülen kendine güven artışı, uyku azalması, düşünce ve konuşma hızlanması dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda görülmez. Bazı kişilerde ise Bipolar bozukluk ve dikkat eksikliği birlikte olabilir ama bu daha nadirdir.

Borderline (Sınır)kişilik bozukluğu:

Bipolar bozukluk ve borderline kişilik bozukluğu birlikte bulunabileceği gibi, özellikle bipolar bozukluğun siklotimi alt tipi, borderline kişilik bozukluğu ile karıştırılabilir. Bipolar bozukluğun özellikle mani döneminde görülen yoğun öfke, dürtüsel ve tepkisel kontrolsüz davranışlar ve depresif dönemde görülen intihar düşünce ve davranışları borderline kişilik bozukluğu ile karışabilir. Bu nedenle bu iki tanının karıştığı durumlarda ya da bir arada olup olmadığını netleştirmek için duygudurum hastalık döneminin geçmesini beklemek gerekir. Borderline kişilik bozukluğu ergenlik döneminde başlayarak yaşam boyu sürer. Kişinin kendilik algılamasında karmaşa, boşluk hissi, duygusal dalgalanmalar, ani, dürtüsel, kendine zarar verici davranışlar, kişilerarası ilişkilerde iniş çıkışlar, değişkenlik, aile ilişkilerinde sorun, çocuklu çağı travmaları belirgindir. Bipolar bozukluktaki hastalık dönemleri arasındaki iyilik dönemleri borderline kişilik bozukluğunda görülmez.

Şizofreni:

Her iki bozukluk ta yaklaşık 20’li yaşlarda başlar. Bipolar bozukluk günler içinde hızlı, gürültülü bir biçimde başlarken, şizofreni daha yavaş başlar, net olmayan hafif değişikliklerle aylar bazen bir kaç yıl içinde ilerleyerek belirginleşir. Bipolar bozukluk hastalarının yaklaşık yarısında, hastalık döneminde psikotik belirtiler de bulunur. Bipolar bozuklukta psikotik belirtiler; gerçekdışı düşünceler (hezeyan, sanrı) ve var olmayan algılardır (halüsinasyon, varsanı). Şizofreninin başlıca belirtilerinden olan hezeyan ve halüsinasyanlar, bipolar hastalık dönemlerinde bulunduğu zaman şizofreni ve bipolar bozukluk ayırımını yapmak zor olabilir. Bazı şizofreni hastalarında da, daha çok mani döneminin belirtisi olan grandiyöz (büyüklük) düşünceler ya da hezeyanları olabilir. Yine katatonik belirtiler denilen, hareketlerde direnç, donakalma, kontrolsüzlük hem şizofreni hem bipolar bozuklukta görülebilir. Bunun dışında şizofrenide görülen negatif belirtiler; içe çekilme, çevreden kopma, izolasyon, düşünce ve konuşmada fakirleşme, duygusal çekilme gibi durumlar bipolar bozukluğun depresyon dönemi ile karışabilir. Şizofreni ve bipolar bozukluğu birbirinden ayırmak için genellikle alevli hastalık dönemi geçtikten sonra, uzun süreli seyre bakılır. Şizofreni zihinsel ve sosyal işlevlerde daha belirgin bir yıkımla gider ve psikotik belirtiler azalsa bile devam eder. Bipolar bozuklukta ise hastalık dönemleri arasında psikotik belirti görülmez, sosyal ve zihinsel işlevlerde yıkım çok daha az olup normale yakın bir işlevsellik vardır. Bu nedenle bipolar kişilerin bir kısmı iş, evlilik ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirken, şizofreni hastalarının bunu yapma oranı çok daha azdır. Ayrıca bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk tanısı olan akrabalar, şizofreni tanısı alanlardan daha fazladır. Buna rağmen bazı bipolar kişilerin ailelerinde şizofreni tanısı alan akrabalar da bulunabilir.

Şizoafektif Bozukluk:

Kısaca şizofreni ve bipolar bozukluk belirtilerini birlikte kapsayan bir tanıdır. Şizofreninin psikotik belirtileri, duygudurum dönemi (mani ya da depresyon) belirtileri bittikten sonra da en az 2 hafta ya da daha uzun sürer. Oysaki psikotik belirtili bipolar bozuklukta, psikotik belirtiler duygudurum belirtileri bittikten sonra sürmez. Şizoafektik bozukluk, klinik seyir ve prognoz yönünden şizofreni ve bipolar bozukluk arasındadır.

Tekrarlayan majör depresyonlar (tek uçlu depresyon):

Bipolar kişilerin yaklaşık yarısından fazlasında ilk hastalık dönemi majör depresyon dönemidir.  Majör depresyondan önce hafif şiddette hipomaniler yaşansa bile gözden kaçabilir. İlk bir kaç hastalık dönemi depresyon olduğunda bipolar bozukluk tanısının konması uzar ve gözden kaçar. Bipolar bozukluk ve yineleyen depresyonları ayırt etmek, her ikisinin de tedavileri farklı olduğu için çok önemlidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bipolar kişiler doğru tanıyı alana kadar 4 farklı hekime gidip, 4 farklı tanı alır. Hastaların üçte biri doğru tanıyı alana kadar 10 yıldan daha uzun süre geçer.

Depresyon dönemindeki Bipolar hastada daha önceki mani ve hipomanilerin varlığı bipolar bozukluk tanısını koydurur. Bunun dışında bipolar depresyonların, tek uçlu depresyonlardan bazı farklı yanları olabilir, bu özellikler şöyle özetlenebilir; Bipolar bozukluk daha erken yaşlarda (20li yaşlar ya da öncesi) başlarken, tek uçlu depresyonlar daha geç, 30’lu yaşlarda başlama eğilimindedir. Bipolar depresyon daha hızlı başlar, psikotik özelliklerin olma olasılığı daha yüksektir. Bipolar bozuklukta daha sık, çok sayıda hastalık dönemi yaşanır. Atipik özellikler denilen uyku, iştah artışı, düşünce, konuşma ve hareketlerde yavaşlama bipolar bozuklukta daha fazladır. İntihar girişim oranı bipolar bozuklukta daha yüksektir. Bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk ve diğer psikiyatrik bozukluklar daha fazladır. Bipolar kişilerde alkol madde kötüye kullanımı, bağımlılığı daha sıktır. Bipolar bozukluğun kadın hastalarda doğumdan hemen sonra başlaması ya da yinelemesi de daha sık görülür. Özellikle bipolar bozukluk tip 2’de (hipomani ve depresyonların olduğu), gürültülü bir mani ya da karma hastalık dönemi görülmediğinden, tekrarlayan depresyonlarla ayırımını yapmak daha da zor olabilir. Tek uçlu depresyonlar ve bipolar bozukluk çok sık karıştırılabilir.
 

Genel tıbbi nedenlere bağlı bipolar bozukluk benzeri durumlar:

Tiroid bezi işlev bozuklukları, kafa travmaları, enfeksiyonlar, karaciğer yetmezliği, metabolik sorunlar, deliryum, demans, beyin tümörleri, multiple skleroz, kokain, amfetamin, LSD gibi madde kullanımı, alkol kullanımı, ya da bu maddelerin kesilmesi. Bu durumlar da maniyle karışacak taşkınlık durumları, halüsinasyonlar olabilir. Kişinin yer, zaman, kişi yönelimi (nerede olduğunu, zamanı, gördüğü kişiyi tanıması) bozulabilir.

Bipolar Bozukluk ile başka psikiyatrik bozukluklar birlikte görülebilir mi?

Bipolar kişilerde diğer psikiyatrik sorunlar da topluma göre daha sık görülür.

En sık görülen sorunlar alkol madde kötüye kullanımı-bağımlılığı, anksiyete bozuklukları, (sosyal fobi, yaygın anksiyete bozukluğu, panik bozukluğu), borderline kişilik bozukluğudur. Örneğin anksiyete (bunaltı) bozuklukları (panik bozukluğu, sosyal fobi gibi), bipolar kişilerde genel topluma göre 35 kat daha sık görülür.

Bipolar Bozukluk ile birlikte sık görülen bedensel hastalıklar hangileridir?

Bipolar kişilerde psikiyatrik ektanılar topluma göre daha sık görüldüğü gibi, bedensel ektanılar da daha sık görülür. Bunlar tiroid işlev bozuklukları, migren, obesite (şişmanlık), metabolik sendrom, kalp damar hastalıkları, yüksek kolesterol düzeyleri, diabet gibi hastalıklardır. Bu bedensel hastalıklar, bipolar kişinin yaşam kalitesini bozar, yaşam süresini kısaltır ve bipolar bozukluğun seyrini kötüleştirir. İlginç bir çalışmaya göre; bipolar bozukluk tedavisi alan kişilerde tedavi almayan bipolar kişilere göre, bedensel hastalıklara bağlı ölümler de azalmıştır (J Angst, R Sellaro, 2000).

Üzüntülü bir yaşam, ailevi sorunlar, travmalar, ekonomik sebepler bipolar bozukluğa neden olur mu?

 

Bipolar bozukluğun genetik kökenli, biyokimyasal bir bozukluk olduğunu belirtmiştik. Böyle bir yatkınlığı olmayan bireyde, stresli yaşam olaylarının bipolar bozukluğu tek başına ortaya çıkarması güç görünürken, genetik yatkınlığı olan kişilerde hastalık dönemlerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Bipolar bozukluk kalıtsal mıdır?

Kalıtım Bipolar bozukluğun nedenleri arasında en başta gelir. Bipolar kişilerin ailelerinde bipolar bozukluk oranı oldukça yüksektir. Bipolar kişilerin birinci derece akrabalarında (anne, baba, kardeş ya da çocukları) bipolar bozukluk çıkma riski, genel topluma göre ortalama 10 kat daha fazladır. Tek uçlu depresyonu olan kişilerde aynı tanının birinci derece yakınlarında görülme riski ise 3.5 kat gibi daha orta düzeydedir (Merikangas ve Low, 2004).

İkiz kardeş çalışmaları bipolar bozukluğun genetik geçişini daha net biçimde ortaya koymuştur.  Genetik olarak birbirinin aynı olan tek yumurta ikizlerinin birinde bipolar bozukluk varsa diğer ikiz kardeşte eş hastalanma oranı %45-70 orandadır  ve bu bilgi bipolar bozukluğun genetik geçişinin oldukça yüksek olduğunu gösterir (Yatham ve Maj 2010). Fakat yüksek olmasına rağmen, eş hastalanma oranının %100 olmaması genetik geçiş dışında başka etkenlerin de (çevresel, alkol madde kullanımı, kişilik gibi) bipolar bozukluğa neden olabileceğini düşündürür.

Bipolar kişilerin yine birinci derece akrabalarında, tek uçlu depresyon riski de genel topluma göre 2-3 kat artmıştır. Bipolar kişilerin birinci derece yakınlarında herhangi bir duygudurum bozukluğu (majör depresyon, distimi, bipolar bozukluk, siklotimi) görülme oranı ise %20’dir. Yani bir bipolar kişinin beş yakınından biri duygudurum bozukluğu hastasıdır. Bu sayılar araştırma sonuçlarının verdiği ortalamalardır, bazı bipolar kişilerde ailesel geçiş ve bozukluk çok daha fazla, bazılarında daha azdır.

Bipolar bozukluğun sebepleri arasında  genetik etkinin büyüklüğü %65-80 iken, tek uçlu depresyonda bu oran %40-50 arasındadır (Berrettini 2002; Yatham ve Maj 2010).

Genetik yatkınlığın varlığı net olmasına rağmen, genetik çalışmalar bipolar bozukluğun genetik nedeninin tam olarak ne olduğunu ortaya koyamamıştır. Çünkü tek bir gen açıklamaya yeterli olmamıştır ve çok sayıda hetorejen şüpheli alleller saptanmış ve bunlar birbiri ve çevre ile karmaşık biçimde etkileşim içindedir.

Bipolar bozukluk teşhisim var, çocuklarım da Bipolar mı olacak?

Anne ya da babadan biri bipolar bozukluk tanısı alıyorsa, çocuğun bipolar olma ihtimali yaklaşık %8’dir. Bu oran şizofreni de daha yüksektir (%13).  Majör depresyon olasılığı ise %20’dir. Bir ebeveyn dışında ailede başka bipolar kişilerin de olması riski arttırır. Ailede birden çok bipolar kişi ve bipolar bozukluğun daha önceki kuşaklarda da olması riski arttırır. Kesin bir risk rakamı söylenemese de daha yüksek risk olduğu bilinmelidir. Aile de bir kişide daha hafif şiddette bir bipolar bozukluk tipinin olması (bipolar II gibi) ya da distimi gibi bir duygudurum bozukluğu teşhisi, doğacak bebekte daha hafif bir risk olduğunu düşündürür.

Ailemde kimsede Bipolar bozukluk yok, teşhisim yanlış olabilir mi?

Bipolar bozukluk önemli ölçüde kalıtımla geçse de ailesinde bipolar teşhisi olmayan pek çok kişi olabilir. Bunun başlıca nedenleri şöyle özetlenebilir; a) Bipolar bozukluğun tüm nedeni genetikle açıklanamaz. Genetik etkenler bu hastalığı % 65 oranında açıklayabilir. Geriye kalan etkenler ise, net olmamakla beraber stresli bir yaşantı, uzun süre alkol, madde (esrar, kokain gibi), uyarıcı ilaç, antidepresan ya da başka ilaçların kullanımı, aşırı aktif, düzensiz bir yaşam, uyku düzensizlikleri, gece vardiyası olan işler, çocukluk çağı travmaları, gebelikte karşılaşılan enfeksiyon, sorunlu doğum öyküleri, bebeklikte geçirilen nörolojik hastalıklar, çocukluk çağı dikkat eksikliği hiperaktivite problemi gibi. b) Ailenin diğer üyeleri tam bir Bipolar bozukluk tipi yaşamış olsa dahi hastalığın geçmiş yıllarda net olarak tanımlanmamış olması, hekimlerin hastalığı tanıyamaması, psikiyatrik hastalıkların hastalık olarak görülmemesi, hekime ve hastaneye gitmeme, daha küçük yerleşim yerlerinde yaşayıp hekime ulaşamama, diğer psikiyatrik hastalıklarla karışması ya da bazı daha hafif bipolar formların atlanması gibi sebeplerle aile üyelerine tanı konamamış olabilir. Oysa biz ailesinde bipolar bozukluğu olan kimse olmadığını söyleyen kişilere ayrıntılı sorular sorduğumuzda, bipolar tanısı alması muhtemel kişiler olduğunu görüyoruz. Örneğin nasıl öldüğü net bilinmeyen, intihar nedeniyle ölüm, iş ve evliliği sürdürememe, askerliği tamamlayamama, alkol bağımlılığı, öfke nöbetleri geçirme, farklı olarak bilinen topluma uyum sağlamada zorluk taşıyan bazen halk arasında “deli, çılgın ” gibi takma isimlerle anılan kişiler, cezaevine girme gibi öykülerin bazılarının altında bipolar bozukluk olma olasılığı bulunur. Özellikle depresyon ağırlıklı dönemlerle giden bipolar bozukluk tiplerinde tanının atlanması daha sıktır.

Bipolar bozukluk nasıl tedavi edilir?

Bipolar bozukluk, kişiden kişiye farklı şiddet, sıklık ve seyir gösterdiği için tedavide bu özelliklerin (mani ağırlıklı gidiş, depresyon ağırlıklı gidiş, psikotik belirti varlığı, intihar eğilimi, kişinin iş yaşamı, yaşı…), hastalığın alt tipinin bilinmesi gerekir. Önce bipolar kişide, bipolar bozukluğun seyrinin bir fotoğrafının çekilmesine benzetebiliriz bunu. Tedavi planını daha sonra bu fotoğrafa göre yapmak gerekir. Bipolar bozukluk yaşam boyu sürdüğü için, geçirilmiş hastalık dönemlerini, bu dönemlerin özelliklerini, stresör olayları, kullanılan ilaçlar ve dozlarını, kan düzeylerini, bu ilaçlara yanıt düzeyi (ne derece etkili olup olmadığı), ara dönemlerde belirti olup olmaması, önemli tıbbi sorunların bilinmesi gerekir. Bütün bu sayılan tablo en kolay, en doğru ve sürekli olarak yaşam boyu izlem çizelgesi (life chart) denilen grafikle ortaya konur ve tedavi süresince bu grafik bir harita gibi izlenip geliştirilmelidir. Yaşam boyu izlem çizelgesi ile tedaviyi çok daha doğru ve başarılı yürütmek mümkündür. Hekiminizle ilk görüşmelerde, daha önceki hastane kayıtlarınız, dosya, epikriz, reçeteleriniz, hastalığınızın başından itibaren yaşadıklarınız, bunları ailede iyi bilen aile üyeleri ile birlikte oluşturulması ve resmin tamamlanması önemlidir. Geçirilmiş hastalık dönemlerini sorgularken, benim

ülkemizde sıkça gözlemlediğim; genellikle bipolar kişilerin depresyon dönemlerini iyi hatırladıkları ve daha çok bu dönemlerden muzdarip oldukları, hipomanilerin ya da manilerin çok üzerinde durmadığı ya da hatırlamadığı; ailelerin ise mani gibi hareketlilik dönemlerini iyi hatırlayıp depresyon dönemlerini pek hatırlamamasıdır. Bu nedenle tam bir hastalık fotoğrafını oluşturmak için hem bipolar kişinin hem de ailenin bilgilerini  birleştirmek gerekir.

Tedavi uyumu nedir?

 Bipolar bozuklukta ilaç uyumsuzluğunun %64 oranında olduğunu bildiren araştırma sonuçları vardır (Kasper ve ark., 2003). Yani bipolar kişilerin %64’ü ilacını düzenli kullanmıyor. Oysa bipolar hastalık dönemlerinin tekrarlamasının en önemli nedeni düzensiz ilaç kullanımı ya da ilaç kullanmama, ilacı kesmedir!

 İlaç uyumunun kötü olmasının nedenleri şöyle sıralanabilir;

Aslında bunların önemli bir kısmı bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır ve tekrarlayan hastalık dönemlerine ve kötü bir klinik seyre neden olan bilgi eksikliğini kapatmak,  başarılı bir Bipolar bozukluk tedavisi için gereklidir. Psikoeğitim gibi terapi yöntemlerinin her hastada kullanılması bu eksikliği giderir.

İlaçlar ve yan etkileri

 

Bipolar Bozukluk tedavisinde ne tür ilaçlar kullanılır?

Bipolar bozukluğun farklı dönemlerinde kullanılan ilaçları şöyle gruplandırabiliriz:

Lityum (Lithuril®): Bu gruptaki en eski, en ekonomik ve çoğu hastada hala en etkili ilaçtır. Yaklaşık 60 yıldır bipolar bozukluk tedavisinde kullanılmakta olup, uzun dönemde bipolar bozukluğa bağlı intiharları önlediği kanıtlanmıştır. Hem mani, hem de depresyon dönemlerini önler hem de bu alevlenme dönemlerinde etkilidir.

Lityumun en çok karşılaşılan yan etkileri; çok su içme, çok idrara çıkma, bazı genç hastalarda sivilceye neden olma, mide bulantısı, ellerde titremedir. Uzun süreli yan etkileri ise, özellikle yüksek dozda kullanıldığında tiroid bezi işlevinin az çalışmasına (hipotiroidi) neden olması, uzun yıllar içinde ise yüksek dozlarda kullanıldığında böbrek işlevlerini etkilemesidir. Bu nedenle lityum kullanan kişilerin 6 ayda bir tiroid işlevleri T3,T4, TSH testleri, yılda bir böbrek işlevleri ile kontrol edilmelidir. Lityumun koruma tedavisinde, yeni hastalık dönemlerini önleme başarısı %70-80 civarındadır. Lityumu düzenli kullanmasına rağmen yeterli olmadığı durumda ya başka bir duygudurum dengeleyicisi ile değiştirilir ya da iki ilaç birlikte kullanılır. Bazen de akut hastalık dönemi tekrarlarsa lityumla birlikte o döneme uygun geçici süreyle  antipsikotik ilaçlarla birlikte kullanılır.

  Lityumla ilgili önemli noktalardan biri de sık sık kan liyum düzeyinin kontrolüdür. Bunun için en son içilen lityumdan 12 saat sonra (genellikle sabah) kan vermek gerekir. İlacın tedavi aralığı (kanda 0.6-1.00 mEq/L) dar olup, bu aralığın altındaki düzeyde genelde etkili olmaz, üzerinde ise yan etkileri artar hatta ciddi zehirlenmelere neden olur. Genellikle akut hastalık dönemlerinde lityum kan düzeyinin 0.8-1.2 düzeyinde, koruma döneminde ise 0.6-0.8 düzeyinde olması gerekir.

b) Valproat,Valproik asit: (Depakin®, Depakin Chrona®, Convulex®):

Aslında epilepsi (sara nöbetleri) tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Hem mani,  hem karma dönem hem de koruma tedavisinde kullanılır. Uzun

yıllardır, bipolar  bozukluk tedavisinde de başarıyla kullanılmaktadır. Lityumun yetersiz kaldığı özellikle hızlı döngülü (yılda dörtten fazla hastalık dönemi geçiren), psikotik  belirtili ve karma dönemler yaşayan bipolar kişilerde tek başına ya da lityumla birlikte kullanılır.  Bu ilaç için de kan düzeyi (50-120 micro g/ml) arasında ölçümü gereklidir. Saç dökülmesi, kilo arışı, adet düzensizlikleri gibi yan etkiler görülebilir.

c) Karbamezepin; okskarbazepin (Tegretol®, Teril®): Epilepsi  ve bipolar bozukluk tedavisinde kullanılan bir ilaçtır. Hem mani dönemi hem de koruma tedavisinde kullanılır. 6-10 micro g/ml kan düzeyinde tutulur. Bu ilacı kullanan hastalarda belli aralarla karaciğer işlevlerine bakılmalıdır.

d) Lamotrijin (Lamictal®, Pinral®): Epilepsi ve bipolar bozuklukta depresif hastalık dönemlerinin önlenmesinde kullanılır. Akut depresyon dönemi tedavisinde de kısmen yararlıdır. Düşük dozlarda başlanıp 8-12 hafta içinde istenen doza yavaşça arttırılır. Cillte kızarıklık şeklinde lezyonlar, nadiren de iç organları da etkileyebilecek daha tehlikeli Stevon Johnson sendromu diye adlandırılan bir yan etki görülebilir. Ancak bu yan etki binde bir gibi bir oranda ve hızla doz arttırıldığında görülmektedir. Özellikle şiddetli depresyon dönemleri geçiren kişilerde etkili bir koruma ilacıdır.

Antipsikotik İlaçlar: Şizofreni gibi psikotik bozuklukların tedavisinde kullanılmalarına rağmen, bipolar bozuklukta akut dönem tedavisinde, bazen de koruma tedavisinde duygudurum dengeleyici ilaçların etkisini desteklemek için düşük dozda ekleme tedavisi olarak kullanılırlar. 2 grup antipsikotik ilaç vardır;

a) Klasik Antipsikotikler: Haloperidol (Norodol), klorpromazin (Largactil), trifluperazin (Stilizan), pimozid (Nörofren), (Dogmatil), zuklapentiksol, (Clopixol), (Fluanksol) gibi ilaçlar mevcuttur. Dopamin isimli nörotransmitter, sinir hücreleri (nöronlar) arasındaki iletide görevli madde üzerine etki etki gösterir. Yürüme ve hareketlerde yavaşlama, konuşma güçlüğü, uyku hali, ağız kuruluğu, bulanık görme, istemsiz kasılma gibi yan etkiler yapabilir. Bu yan etkileri azaltmak için biperiden (Akineton®) tedaviye eklenebilir. Duygudurum dengeleyicileri ve atipik antipsikotikler kullanıma girmeden önce bipolar bozukluk tedavisinde daha sık kullanılan bu ilaçlar, son yıllarda kas içine yapılan iğne formu ile daha çok hastane yatışları sırasında ya da akut alevlenme dönemlerinin ayaktan kısa sürede tadavisinin gerektiği durumlarda kullanılmaktadır.

b) Atipik Antipsikotikler: Klasik antipsikotiklerin yaptığı pek çok yan etkiyi yapmayan dopamini seçici olarak beynin bazı bölgelerinde etkileyen ve seratonin üzerinden de dolaylı etkileri olan bu ilaçlar son 15 yıl içinde şizofreni ve bipolar bozukluk tedavisinde daha yoğun olarak kullanılmaya başlamıştır. Risperidon (Risperdal), olanzapin (Zyprexa, Rexapin, Elynza, Olfrex), Ketiapin (Serequel, Cedrina, Ketilept, ) aripiprazol(Abilify, Abizol), amisülprid (Solian) gibi çeşitleri bulunmaktadır. Klasik antipsikotiklerin yaptığı pek çok yan etkiyi yapmamasına rağmen, uyku ve iştah artışı, şişmanlık, üreme işlevlerinde bozulma gibi yan etkileri görülür. Bu gruptaki ilaçlardan ketiapin bazı bipolar kişiler tarafından uyku yapıcı yan etkisi nedeniyle uyku ilacı gibi düşünülür. Oysa bu ilaç bipolar bozukluğun depresyon döneminin tedavisinde başarı ile kullanılır. Bu ilacın uzun etkili ve kısa etkili 2 şekli vardır. Uyku ve tansiyon düşmesi yapmayan şekli ve dozunun bulunması önemlidir.

c) Antidepresan İlaçlar:Bipolar bozukluğun depresyon döneminde, tek başına kullanılmaz ama bazen bir duygudurum dengeleyicisi ilaçla birlikte kullanılmak zorunda kalınabilir. Depresyon döneminden mani dönemine kaymaya neden olabileceği için kullanımı oldukça risklidir. Antidepresanla birlikte duygudurum dengeleyicisi kullanılması mani ya da karma döneme kayma ihtimalini azaltır. En sık kullanılan antidepresan ilaçlar şunlardır;

Trisiklik antidepresanlar: Kullanıma ilk giren eski grup ilaçlardır

(Laroxyl, Anafranil, Tofranil, Anafranil). Bu ilaçların kullanımı geçmiş

yıllara göre azalmıştır.Ağız kuruluğu, kilo artışı, uyku hali, manik

kayma ve yüksek dozlarda zehirlenme gibi yan etkileri olabilir.

Monoaminoksidaz inhibitörleri:  Moklobemid (Aurorix) Günümüzde

pek kullanılmamaktadır.

Seçici seratonin geri alım inhibitörleri (SSRI): Daha sık kullanılan,

yan etkiler açısından daha güvenli ilaçlardır (Cipram, Cipralex, Paxil,

Prozac, Lustral, Faverin) Uyku bozukluğu, mide bulantısı, geçici cinsel

işlev bozukluğu gibi yan etkileri görülebilir. İlk hafta yan etkiler daha

sık olabilir. Bu nedenle düşük dozda başlanıp arttırılmalıdır. Bipolar

bozuklukta maniye kayma riski olduğundan mutlaka hekime

danışılarak kullanılmalıdır.

Seratonin noradrenalin geri alım inhibitörleri (SNRI): Venlafaksin

(Efexor, Veniba), duloksetin (Cymbalta, Duxet), milnacipran (İxel) gibi

ilaçlar. Bipolar hastalarda maniye kayma riski yüksek olduğundan

kullanılmaları önerilmez.

Bunlar dışındaki antidepresanlar da şöyledir: Noradrenalin gerialım

blokajı yapan reboksetin (Edronax), Dopmanin üzerinden etkili olan

buprapion (Wellbutrin), alfa 2 reseptör üzerinden serotonin artışı

 yapan mirtazapin (Remeron, Redepra)

Antidepresan ilaçlar içinde trisiklik antidepresanların ve SNRI’ların manik kayma açısından daha riskli olduğu düşünülmektedir.

d) Anksiyolitik (anksiyete giderici) ilaçlar: Bu grupta en çok benzodiazepinler kullanılır. Bağımlılık yapmaları ve etkili dozun zaman içinde gittikçe yükselmesi nedeniyle yeşil reçete kontrolü ile satılırlar. En fazla bir kaç ay gibi kısa süre ile kullanıp kesilmelidirler. En sık kullanılanlar, lorazepam (Ativan), alprazolam (Xanax), klonazepam (Rivotril), diyazepam (Diazem)’dır. Diyazepam epilepsi nöbetleri tedavisinde de kullanılır. İlk iki ilacın etki süreleri daha kısa olduğu için yan etki açısından da daha güvenli olabilir ve tercih edilir.